Giriş







Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Aktivasyon mailini kayıp mı ettiniz?

Global Emlak

Adım Adım Gazipaşa Yazdır E-posta
Pazar, 10 Şubat 2008
Gazipaşa mevcut durumuyla daha ziyade tarım toplumu görünümünde ise de 13 Eylül 1989 tarih ve 20281 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla turizm bölgesi ilan edilmesi nedeniyle özellikle havaalanı ve yat limanı inşaatlarının başlamasıyla turizm sektörüne hızlı bir geçiş yapmaya başlamıştır. Her ne kadar havaalanı tamamlanmasına rağmen açılamasada el altında çürümekte olan bir tesis hazır beklemektedir. İlçenin ören yerleri itibariyle diğer yörelere göre oldukça zengin durumdadır. Ancak bunların tamamına yakının yol ve koruma hizmetleri yoktur veya yetersizdir. Gazipaşa Akdeniz sahilinin Caretta Caretta türü deniz kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktığı 17 merkezden biridir. Çevre ve Orman Bakanlığı plajları deniz kaplumbağalarının üremesi için koruma altına almıştır. Özellikle sahil kesiminde yapılaşmaya izin verilmemekte ve sesiz cennetin sessizliğinin bozulmasına engel olunmaktadır. Yalan Dünya Mağarası başta olmak üzere tarihi kale ve şehir kalıntıları, tertemiz deniz ve kumsalları, bol yeşil ve oksijenli yaylaları, özetle bozulmamış doğasıyla turizm bakımından çok büyük bir potansiyele sahiptir.  

Köyleri:  Köylerin ekonomisi tarım ve havyancılığa dayanır. İklimleri Akdeniz iklimi altındadır. Ancak yüksek kesimlerde karasal iklim özellikleri gösterir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. En çok Şubat ayı yağışlı geçmektedir. Toprakları kıyıda kızıl kestane renkli olup bu topraklar sebze, narenciye ve muz tarımına uygundur. İçerilere doğru toprağın rengi kızıla döner ve bu topraklarda da tahıl tarımı yapılır. Dağılık kesimlerde hayvancılık ağırlık kazanmaya başlar. 41 adet köyü bulunmaktadır. Sırasıyla ; Akoluk, Aydıncık, Beyobası, Beyrebucak, Çakmak, Çalıpınar, Çamlıca, Çığlık, Çile, Çimenbağı, Çobanlar, Çörüş, Doğanca, Esenpınar, Göçük, Gökçebelen, Gökçesaray, Güneyköy, Gürçam, Hasdere, Ilıcaköy, İnalköy, İnceğiz, Karaçukur, Karalar, Karatepe, Kırahmetler, Kızılgüney, Korubaşı, Küçüklü, Macarköy, Muzkent, Öznurtepe, Sugözü, Şahinler, Uçkonak, Yakacık, Yenigüney, Yeniköy, Yeşilyurt, Zeytinada. 

Yaylacılık :

SARI YAYLAM

 

Sarı yaylam seni de yaylayamadım kar iken

    Yavru palazımı da avlayamadım tor iken,

Sende bu güzellik, bende bu güzellik var iken

    Alırım ahtımı da koymam yar sende

Göçer Yörükler de her koyak yurt olur

    Naz'lım göçmüşte yüreğime dert olur.

Bu ayrılıkta senin ile dört olur.           

    Alırım ahtımı da koymam yar sende.                                     

                                                                        M.Eroğlu   

 

Nedir bu yaylanın önemi böyle adına türkü yaktıracak kadar. Yeni nesiller de anlamını ve önemini yitirmeye başlasa da; Bir çoğumuzun kesin tarihi bilinmeyen doğum yeridir yayla, soğuk havalarda üşümezler, sıcak havaya dayanamazlar çünkü yayla zamanı doğmuş yayla çocuğudur o. Bazılarımız lakaplarını da bundan dolayı almıştır. Yayla göçü sırasında yolda dünyaya geldiği için lakabı "yolcu" "göçcü" "bunduk" olmuştur. Önemli kararlarımızda takvimdir yayla. Kızımızı yayladan önce gelin etmiş, oğlan çocuklarımızı yayladan sonra sünnet ettirmişizdir. Hökümata küfür etmişizdir, Saydereden yukarı yol çıkarmadığı ve olanın da bozuk olduğu için. Olsun hiçbir şey alıkoymazdı bizi sarı yayla ile kucaklaşmamızdan... Kendini kanıtlama yeridir yayla yolları vasıta kullanımı konusunda. Kendi başına kullanabiliyorsan "tamam sen olmuşsundur" artık. "Arko" dur, "vazelin" dir yayla, çatlayan eller-dudaklar ve yağarlaşan gamzeler için. Soğuk su dur yayla, Torosların bütün cömertliği yayla-orcun-topsekisi-corus_15.jpgve teknolojiyle dalga geçercesine. Yavukluyla ilk bakışmadır, ilk kaçış, bir kaya dibinde, çalbaya ve kevene inat. Yayla otobüsüdür sabah beş, akşam üç. Ürünlü çorbadır (ayranlı darı çorbası) yayla, içinde hayvanlardan kurtarılmış "çiriş" ile. Önceleri islicedir yayla, daha sonra fener ve lamba, belki bazılarımızda "löküs"dür tüpü çok açarsan gömleği patlayan. Ve en sonra da elektriktir "tir" maalesef.   Göçtür yayla, azıktır,  içinde topa yumurta, haşlanmış patates ve  keş...Çarşı ekmeği ve helva da varsa, Sumak'ta da soğuk su,  oh ne ala. "Sülüktür", "canavardır", "dedete"  dir. Yörüklerimiz için yayla. Söğüt ağacıdır, gölgesinde uyunan. "İlk sübhaneke" dir yayla, açık hava camilerimizde. Öğleden önce güneş, öğleden sonra yağmurudur yayla kör dumanıyla beraber. Çeyizdir, hayaldir, gelinlik kızlarımız için yayla, baharda çükürle topraktan çıkarılıp güzün satılan çiğdemi ile. Üzeri kazınmış karpuzdur yayla, gönderenin ve gönderilenin belli olduğu, parçalanmadan ulaştıysa şanslısındır. "-Aşama yaylaya gediyom, bi tembihin var mı sizinkinlere" "-Ülen al şu parayı  da 4 ekmek alaget" tir yayla. "Çelliktir", "çivi çakmasıdır" yayla, kan-ter içinde oynan.  Havarlıktır  yayla, büyükler için çok önemli, küçükler için ne gerek vardır, zaman zaman oyunları böldüğü için. Ve güz geldiğinde pay etmektir havardan çıkanları. "Şu böyük oğlana, güççük gıza, bu gomşuya, gelininki az mı oldu" "Cava moturu" dur yayla yağlı benziniyle yıllarca hiç sızlanmdan çilekeş yolları arşınlayan. Ara da lastik patlasa, gaz teli kopsa da mühim değildir. O da sorun değildir, her cavanın deposunun altında bulunan tek düz tornavida ile sorunlar çözülür. 

İlk biradır yayla. Mümkünse efes tombul şise. Cavanın egzozunun üstüne denk gelen heybenin ısıttığı nevaleyi, ilk baharda çıktıysanız karın içine gömerek, kar döneminden sonra çıktıysanız oluğun gözüne yatırıp az zaman sonra yaylanın şerefine...

İnsanların hoyratça kullanımına rağmen,  güzden itibaren beyaz örtüsünü örtünüp, bahara tekrar tertemiz  olarak sunar kendisini yayla. Ve... Hasrettir, umuttur, heyecandır, devinimdir yayla. Eylemi de kendisidir öznesi de. "Yayla yaylamak"

Sevgili dostlar, buraya kadar kendimiz için derlemeye çalıştık yaylacılığı. Ancak Gazipaşalı olmayan dostlarımız anlamakta güçlük çekmiş olabilirler. Şimdi de onlar için izah etmeye çalışalım dilimiz döndüğünce. Antalya'nın Coğrafi kayıtlarda da geçen iki büyük yaylası vardır. Bunlar batı da Tekeli, doğuda Taşeli yaylalarıdır. Burda bizi ilgilendiren Gazipaşa yaylalarını da içinde bulunduran Taşeli yaylasıdır. Gazipaşa'nın kendi yaylalarının da yerel isimlerini yazımızın ilerleyen bölümlerinde inceleyeceğiz. Yazları sıcaklıklardan kurtulmak ve hayvanlara gür otlaklar bulmak amacıyla yaylacılık yapılmaktadır. Kendine has coğrafya ve iklime sahip olan Gazipaşa'nın, kültürü içindeki yayla yaşantısı çok önemli yer tutar. Yaylalar tabii ortamlarında yetişen hayvanlardan elde edilerek yapılan gıdaları sofralarımıza sunar. İnsanları televizyonlarda izlenilen belgesellerin kurmaca aleminden kurtarıp gerçek hayatın bir parçasını yaşamasını kılar. Yaylaya çıkmak farklı amaçlar için yapılmaktadır. Hayvancılıkla uğraşanlar hem hayvanlarını otlatmak, hemde sıcak havadan, sivri sinek ve benzeri haşerelerden kurtulmak, doğa ile baş başa olmak ve sağlıklı bir yaşam için yaylayı tercih etmektedirler. Aslında bu insanların bulundukları yerden ayrılarak yaylalara gitmeleri ve orada konaklayarak tüm ihtiyaçlarını temin etmeleri bir turizm hareketi oluşturmaktadır. Günümüzde bu faaliyet yerini turizm amacına bırakmaya yönelmiştir. Son zamalarda bu kültürü yaşatmak ve kendinden sonraki nesillere bırakmak amacı ile yayla şenlikleri yapılmaktadır.

Gazipaşa Yaylaları: Belbaşı  Maha, Gökkuzluk, Topsekisi, Örcün, Yarcakmuar, Ekinçalı, Cavırkırıldığı, Cimbiti, çataltaş, Yunt, Berem, Örcün, Murtlin, Çörüş, Gevinde, Çobanlar. Gazipaşa'nın  geçim kaynaklarının başında bilindiği üzere tarım ve hayvancılık gelmektedir. Hayvancılığın yoğun olduğu eski dönemlerde Nisan ayından itibaren merkezde hava sıcaklıklarının aşırı yükselmesi ve hayvanların yeteri kadar otlak alan bulunmadığı için ve hayvanların rahat edebileceği bölgelere mevsimlik olarak göç edilmiş. Burada birinci amaç hayvanların rahat etmesi ve buna bağlı olarak ta verimin yükselmesidir. Bunu Yörüklük olarak ta  tanımlayabiliriz. İlk zamanlarda çadırlarda ve dağ-taş oyuklarında yaşam sürdürülmüş. Daha sonra ki zamanlarda kuru duvardan yapılan üstü naylon-pardı ve toprakla örtülen ve "dam" diye tabir edilen, çadır - taş oyuklarına nispeten daha yaşanılır evlerde kalmaya başlamışız. Günümüzde ise bu yapılar önemini kaybetmekte, yapı bakımından neredeyse Gazipaşa merkezde ki evlerle yarışmaya başlamıştır. Yaylalar da mülk-arazi  devlete aittir. Şimdilik tapulama sistemi mevcut değildir.  Normalde isteyen istediği yeri makul ölçüler çerçevesinde çevirebilir. Ancak yıllardır oluşula gelmiş yazılı olmayan bir hiyerarşiden dolayı herkesin bölgeleri belli olduğundan yabancı bir grubun yerine yada yakınına konuşlanmak hoş karşılanmamaktadır. Hatta zaman zaman müdahale edilmektedir. Örnek verecek olursak Koru Mahallesinde oturan birisinin Çörüş yaylasında yer çevirmesi gibi. Koruluların genelde gittikleri bölgeler "Topsekisi, Gökkuzluk, Çataltaş" yaylalarıdır. Yörüklüğün ve hayvancılığın neredeyse bitmek üzere olduğu bu dönemlerde yayla ve yaylacılık kavramları değişmeye başladı. Eskilerde yaylaya gitmekteki birincil amaç hayvanlar iken, günümüzde gezme-eğlenme, tatil ve yer edinme amaçlarına dönüşmüştür. Bununla beraber  kendine özgü olan yapılaşma, şehirdeki yapılara benzemeye başlamış, çevrilen araziler makul seviyeleri aşmış, ticari boyutlara  ulaşmaya  başlamıştır.

Su: Suyun çıkış kaynağı yaylalar olduğundan ve ademoğlu henüz buraları da kirletmeyi beceremediğinden yaylarda her bölgeden çıkan su içilebilmektedir. Ancak burada da başka bir sorun meydana gelmiştir. Eskiden su belli noktalarda bulunan çeşmelerden temin edilirken, günümüzde herkes bulmuş olduğu su kaynaını tesisat kurarak evinin içine kadar getirmiştir. Bu durum da suyun doğal akım dengesini değiştirdiğinden doğal yapı bozulmakta, insan dışındaki her türlü canlı içecek su sıkıntısı çekebilmektedir. Bu durum kişiler arasında gerginliklere yol açmaktadır. Yaylacılık Gazipaşalının kültüründen kopmaz bir parça olmasına rağmen, yukarıda bahsettiğim olumsuzluklar büyüyerek devam etmektedir. Bugüne kadar her hangi kanuni bir uygulamanın olmadığı yaylalarda bundan sonraki zamanlarda hayatı düzenleme bakımından kanuni uygulamalarla karşı karşıya kalabiliriz.    

Bahçecilik (Havarlık): Yaylalarımızın hemen hemen hiç birisinde su sıkıntısı olmadığından, açık alanda hertürlü sebze-meyve yetiştiriciliği yapılmaktadır. Ancak bu üretimin ticari bir boyutu yoktur. Herkes kendi ihtiyaçları doğrultusunda üretim yapar. Yalnızca Çataltaş-Yunt yaylaları civarında bahçecilik yanında buğday-arpa benzeri ürünlerin de üretimi yapılmakdır. Ekim ile ilgili olarak; buğdaygiller ve soğan-sarımsak güzün göçmeden önce, diğer ürünler ilkbaharda (Nisan) ekimi yapılır. Ekim esnasında eskiden öküz ile sürüm yapılırken son dönemlerde traktör ve çapa motoru kullanılmaya başlanmıştır. 2 kuşak öncesinde yayla bahçeciliğinde zirai mücadeleye gerek duyulmamasına rağmen ( yada yok denecek kadar az iken) yine günümüzde zirai müdahale olmadan ürün yetiştirilemez hale gelinmiştir. Bu da toprağın dengesinin bozulduğuna en iyi örnektir.

Orman-Doğa: Ortalama yükseklik 2.500 mt civarında olup, asıl insanların yaşadığı bölgeler kıraçtır. Düzlüklerde insanlar tarafından ekilen söğüt ağacı yetişebilmektedir. Dağların eteklerinde ise yar yar ardıç ağaçları görmek mümkündür. Rakım 2.300'lerden daha aşağıya doğru inmeye başladığında çok kıymetli gür ormanlar da  beraberinde başlar. Hatta çok yoğun olmamakla birlikte geçimini ormandan sağlayan köylülerimizde mevcuttur.   

 

Mağara-Kanyon: Yaylalarda coğrafi unsurundan dolayı çok ilginç mağara ve kanyonlar mevcuttur. Bunlardan bazıları hiç bilgisi olmayanların bile rahatlıkla ziyaret edebileceği yerler olduğu gibi kesinlikle girilmemesi gereken mağara ve kanyonlar da mevcuttur. Bu tip mağaralar 1995-1997 yılları arasında bu işin uzmanı olan Boğaziçi Üniversitesi Mağara araştırma Kulübü tarafından  incelenmiştir. İnceleme yapılan mağaraların girişlerinde "BÜMAK" damgasını görebilirsiniz. Yapılan açıklamalarda; dağların yapısına ve bulgulara bakılırsa önceki devirlerde bu bölgenin deniz olduğunun söylenebileceği belirtilmiştir.   

 

Yaylaya Göç: Göç olaylarını geçmiş ve günümüz olarak ikiye ayırabilirz. Sürü sahipleri; yazının başında da belirttiğimiz gibi eskiden birincil hedef hayvanların bakmı olduğundan gerek imkanların eksikliği gerekse süregelmiş alışkanlıklardan dolayı yaylaya yürüyerek veya  at-eşek aracılığı ile giderlerdi. Gidilecek tarih bir hafta önceden belirlenir, eşe dosta bildirilirdi. Yaylaya gitmeden önce son günler birlikte geçirilir. Sahilde kalacaklar ile yaylaya gidecekler arasında iş bölümü yapılıp, tembihlemeler sıralanırdı. Keza (yine eskiden bahsediyorum tabii) yaylaya gidildiğinde istediğiniz zaman haberleşemiyorsunuz. Ancak yaylaya yada sahile gidecek eş-dost aracılığı ile haber gelir gider. Yola çıkmadan önce eşin-dostun sahip oldukları tek-tük  küçük baş havyvanlar yazın sahilde bakımı zor olacağından sürünün içine bırakılırlar. Bir sürünün içine belli sürede bakımı için emanet olarak bırakılan hayvan "perente" olarak nitelendirilir. Yolculuk genellikle akşam üzeri başlar. Perente sahipleri ve yaylaya gitmeyecek birkaç kişi yolcuları (yolcu eder) ağızlar. Ağızlama olayı mal yolu olarak tabir edilen yere kadar sürer. (Demirli Deposundan 1 saat sonrası yürüyerek) Bu arada perente sahipleri kendi hayvanlarının sürüye uyum sağlayıp sağlamadığını kontrol ederler. Çünkü uzun zaman tek başına yaşayan hayvanlar, sürü içersine bırakıldıklarında sürüye adapte olamama ve yürüme güçlükleri çekebiliyorlar. Bu yolculuk çarşı-mal yolu girişi-Ağlıca başı-Akçataş-Sumak-Han-Garamıklı-Kara Delik-Arapboba-Topsekisi güzargahında 1,5- iki gün sürmektedir. Akşam namazında çıkılan yola gece yarım gibi varılır. Ağlıca Başında ilk mola verilir. Birkaç saat dinlendikten sonra devam edilir. Ertesi gün öğle civarı Sumak'a varılır. Orda da ikinci mola verilir. Tekrar yola çıkıldıktan sonra akşam namazı civarı yaylaya varılır. (Anlatılan yol için Top Sekisi yaylası baz alınmıştır) Sürü sahibi olmayan göçerler de ise; yaylacılar önceleri yolun yarısını araçla, kalan yarısını yine at-eşekle giderlermiş. Çünkü eskiden Saydere'ye kadar araç yolu varmış. Gerçi daha sonraki yıllarda bütün yaylalara araç yolu yapıldı.Daha Sonraki Gelişmeleri sıralayacak olursak, öncelikle Saydere'ye kadar olan yol bütün yaylalara ulaştırıldı. Saydere'ye kadar asvaltlandı. Daha sonra Çığlık Köyü tarafından nispeten daha kısa olan 2. yol açıldı. İkinci yol sarp olduğundan ve insanlar eski yola alıştığından yeni yol pek rağbet görmedi. Gökkuzluk, Topsekisi ve civarındaki yaylalara elektirik çıkarıldı. Ve isliceler, fenerler tarih oldu. Şimdilerde ise mal yolu diye tabir ettiğimiz Sumak yolundan üçüncü araç yolunun yapılacağı hatta bitmek üzere olduğu ve yolun 3/1 oranında kısalacağı söyleniyor.

Yayla Şenliği: Kültürel faaliyetlerin çok az olduğu ilçemizde Nar Festivali ve Tarım fuarının ardından Yayla Şenlikleri yapılmaya başlandı. Artık gelenekselleştirilen şenlikler iki yılda bir olarak yapılmaktadır. Kültürel şenlik ve eğlence anlamında ilk diyebiliriz. Yayla şenlikleri kültürel bir boşluğumuzu doldurmakla birlikte, Gazipaşalının hayatında çok önemli yer tutan yaylacılığın sayesinde birbirimizle güzellikleri paylaşabilmemiz, dışarıdaki misafirlere ve yeni nesillere bu güzellikleri ve geçmiş kültürümüzü anlatabilmemiz için vesile olmuştur. Şenlikler Belediye tarafından organize edilmektedir. Şenliklerde yerel ve ulusal sanatçılarımız konserler vermekte, temsili Yörük göçü yapılmakta, yöre kültüründe bulunan yemekler yenmekte ve yine yöreye özgü her türlü oyunlar oynanmakta, yarışmalar yapılmaktadır.

 yayala-gokkuzluk-ekincali-gevurkirildigi_32.jpg